Bir Tiyatro Müzesi Özlemiyle…

Göz Dershaneleri

Müzelere verilecek bundan daha güzel bir isim olamaz. Çünkü birer göz dershanelerinden ibaret olan ve her millet efradını milliyet, din ve ırk farkı gözetmeksizin, huzurunda bulundukları tarih, sanat ve halkiyat vesikaları önünde huşu ile iğilten, onları derin derin düşündüren müzeler gün geçtikçe halk terbiyesinin en mühim vasıtalarından biri haline gelmektedir.

Harsî varlıkları ayrıca tecessüm ettirmekte olmaları itibariyle halkın bu kabil müzelerde, bu göz dershanelerinde, yalnız beşerî medeniyetin tarihini değil, mensup olduğu muhitin büyük mazisini öğrenerek millî duygusunu arttırmak imkânlarını bulacağını düşünen mütehassıslar halkiyat müzelerine hususî bir ehemmiyet vermeye başlamışlar ve onları bugünkü tekâmül mertebesine eriştirmişlerdir. Bugün her yerde etnoğrafik müzelerin sayısı artmaktadır. Bugün artık millî varlığını halkın maddî ve manevî medeniyeti üzerine kurulduğu artık kabul edildiğinden halkın yaşamasını, düşünmesini, çalışmasını, bir kelime ile yaratıcı kuvvetini meydana çıkarmak, onun bütün bu hareketlerinde kullandığı vasıtaları, âletleri bulmak, onları perakende olarak değil, bir mâna ifade edecek surette toplu olarak teşhir etmek müzeciler için esaslı bir vazife, halk için çok cazip bir iş olmaktadır.

Halk arasında geçici bir merakı tatmin kastıyla müzeye gelenler bile bu sayede ister istemez karşısında bulundukları maddî ve manevî hayatın dünü bugüne ulaştıran izleri üzerinde yürümekte, ister istemez benliklerini bulmaktadırlar. Çünkü bu müzeler, tekrar edelim, gün geçtikçe halkın asırlardan beri millî varlıklarını ortaya koyan esaslı birer vesika menbaı mahiyetindedirler.

 

“İstanbul’dan Ben de Geçtim”

Selim Nüzhet Gerçek

İstanbul, 1997, Kitabevi Yayınları, s:93